top of page

Hindistan'da kurban tartışması

Hindistan'ın kültürel manzarası zaman zaman karmaşık bir görüntü oluşturur. Dünyanın en yüksek nüfusa sahip ikinci ülkesi, içinde çok farklı dinî inançları barındırır ve bu dinî inançlar felsefeyle, edebiyatla, sanatla iç içedir. Özellikle geçtiğimiz hafta tüm dünyada kutlanan yoga günü, Hindistan’ın soyut mirası olarak huzur ve şiddetsizlik ilkelerini temsil eder ve şiddetsizlik kavramı yaklaşık 2500 yıllık tarihiyle Hint alt kıtasına yayılmıştır.


Ama nasıl oluyor da günümüzde bile hayvan ve insan kurbanlarının örneklerine bu coğrafyada denk geliyoruz?


HİNDU İNANCINDA KURBAN

Birçok medeniyette olduğu gibi Hindistan’ın antik tarihinde de geleneksel uygulamalar sözlü anlatımla nesilden nesile aktarılmıştır. Bu sözlü gelenek, günümüzden yaklaşık 3500 yıl kadar önce yazıya dökülerek Hindu kutsal inancının tüm detaylarını taşıyan bir külliyat oluşturulmuştur. Vedalar olarak bilinen bu metinlerde geçen her bilgi kudretli ve kutsal kabul edilir, hikmetine vâkıf olan kişiye güç verdiğine inanılır. Gözlem, deney veya hesaplamayla elde edilemez.


Kutsal törenler, tanrılara yönelik kurbanlar ve bunları yönetirken söylenecek ilahilerin detayları Vedalarda açıklanmıştır. Tüm bu uygulamalar evrensel düzenin devamlılığı için yapılmalıdır. Sıradan halkın değil, sadece üst kast sınıfı içerisinde Brahman din adamlarının bu törenleri yönetmeye yetkisi vardır. Tarihte bir noktada, bu düzeni sorgulama başlamış ve bir grup devrimci yogi, kutsal kurban törenlerinde yakılan ateşi kansız bir uygulamaya çevirerek tarihe yön vermiştir.


DEVRİMCİ YOGA METİNLERİ

Vedaların en son tefsirleri kabul edilen Upanişadlar ise günümüzde yoga ile bağdaştırılan nefes kontrolü, oturuş şekilleri ve meditasyona dair tekniklerinden ilk bahseden metinlerdir. Vedalarda geçen ateş ritüelleri yerine, insanın kendi içindeki sorgulayıcı ateşi yakması gerektiğine dair fikirlerin ilk tohumları bu dönemde atılır. Evrensel düzenin devam edebilmesi için insanın kendi nefsini kurban etmesi artık yeterlidir.


Bu filozof “çileciler”, şehir hayatından ormanlara çekilerek toplumsal değerleri ve törensel uygulamaları reddederler. Hayatın getirdiği felsefi sorulara yanıt ararlar. Disiplin yoluyla kuvvet kazanmaya ve zihin kontrolü ile bedenin sınırlarını aşmaya çalışırlar. Bedenlerini ve duyularını boyunduruk altına almayı öğrenirler. Yoga kelimesinin kökü olan yuj fiili de boyunduruk anlamı taşır ve ilk yoga uygulamaları işte bu disiplin teşebbüsleridir.


Kutsal ateş törenlerinden uzaklaşarak manevi ateşi yükseltmeyi hedefleyen bu “karşıt kültürcüler” meditasyon, mantra (söz) tekrarı, nefes hakimiyeti ve bedensel bazı duruşları pratik ederler. Bu disiplinli uygulamalar, toplumun dışında kalmayı tercih eden ve felsefi bir arayış içerisindeki çileci gezginlere, içsel manevi ateş (tapas) yoluyla kurtuluşa, bir diğer ifadeyle ölümsüzlüğe götüren bir yol sunmuştur.


NEFSİNİ KURBAN ET

Hindistan bağımsızlık hareketinin önde gelen lideri ve şiddetsizlik ilkesinin en kuvvetli savunucularından Mahatma Gandhi’nin yanından asla ayırmadığı Bhagavadgita adlı metinde de bu devrimci etkiyi görmek mümkündür. Gita, yüzyıllardır süregelen kurban törenlerinin evrensel düzeni korumadığını vurgular. Bu metin, din adamlarının yönetimindeki detaylı ve şekilci kurban törenleri yerine, bireyin kendi manevi uygulamalarıyla tanrıya olan bağlılığını göstererek ibadetlerini yapabileceğine salık verir. Artık doğru telaffuzla ilahiler söyleyerek ve hayvan kurban ederek değil, içsel tefekkür, benlik idraki ve manevi bilgiye yönelik arayış sayesinde nihai kurtuluş gerçekleşecektir.


Eğer kurbanın asıl amacı evrensel düzeni korumak ve sürdürmekse bu hedefe kan dökmeden de pek tabii ulaşılabilir. Upanişadların ve Bhagavadgita’nın dönemine hakim olan bu manevi arayış, ahlaki erdemlerin, etik davranışların ve şefkat, şiddetsizlik ve sevgi gibi içsel değerlerin geliştirilmesinin önemini vurgular. Bu öğretiler, insanların tüm varlıkların birbirine bağlı olduğunu fark etmelerini ve hayata saygı ve sevgiyle yaklaşmalarını teşvik eder.


HİNDİSTAN’DA NELER OLUYOR

Kurban kavramının yoga ile bağlantılı olarak değişimi böyleyken, Hindistan’da bazı inanışlar doğrultusunda hayvan ve hatta insan kurbanı uygulamaları devam ediyor. Tanrıları mutlu etmek üzere yapıldığı iddia edilen insan kurbanı ülkede büyük bir suç kabul ediliyor. Ancak ateş töreni eşliğinde ev yapımı giyotinle kendi bedenini kurban eden veya tapınakta ibadet eden komşusunun boğazını keserek tanrıya adayan nadir örnekleri görmek mümkün.


Hindu inançlarına mensup gruplar, mahkemelerin hayvan kurbanlarına yönelik verdiği kararlardan şikayetçi. Hayvanların yiyecek haline getirilmek üzere öldürülmesinde sakınca görmeyen mahkemeler, kutsal törenler için kurban edilip tüketilmelerine karşı çıkıyor ve yasaklar genişliyor. İnançlı Hindular ise kutsal metinlerinde geçen törenlerin, inandıkları tanrıları mutlu etmek üzere uygulanması gerektiğini savunuyorlar. Seküler bir devlet olarak tanınan Hindistan’da Hinduların kurban törenleri her geçen gün daha da kısıtlanırken, Müslüman nüfusun kutladığı Kurban Bayramı’nın önüne ise birkaç şekil şartı yaptırımı dışında herhangi bir engel konulmuyor.





6 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page