Yiannis Andritsos

Yiannis Mukta Om ile kısa bir sohbet

(The Mindful Company)

Yiannis’in çocukluk hayali profesyonel bir futbolcu olmaktı. Ancak New York’ta okurken, şans eseri, Sri Dharma Mittra’nın posterine denk geldi ve hayatının akışı değişti. Bugün Yiannis bir yoga hocası; bir sporcu kadar atletizm gerektiren ancak odağı farklı olan bir iş. Odak noktası yürek ve zihin – sabır, merhamet ve anlayış, pratiğinin mihenk taşları. Bir yoga hocası, meditasyon uygulayıcısı ve benlik idraki yolunda kendini adamış bir yogi olarak, Yiannis’in hikayesi içsel dünyaya dair: Yiannis, zihnin iç ve dış dünyalarda olumlu değişimler yaratabileceğine inanıyor.

 

The Mindful Company (TMC): New York’a taşınmak istediğine karar verdiğin zaman neredeydin? 

Yiannis Mukta Om (YMO): O zamanlar Yunanistan’daydım ve New York’ta bir arkadaşım vardı. İlk başta sadece şehri görmek ve deneyimlemek için gittim. Kalmayı planlamıyordum, sadece ziyaret edecektim. İngilizce öğrenmek için bir okula gittim, zaten öğrenci vizesiyle oradaydım. Yani en başta, yogayı keşfetmeden önce, dil öğrenmek için okuldaydım.

TMC: Sri Dharma Mittra’yla nasıl tanıştın? 

YMO: Bir arkadaşım yogadan bahsetti ve bir stüdyoda dersler verildiğini söyledi. Ben de, ‘Tamam, bir deneyelim,’ diye düşündüm, çünkü insanlardan duyuyordum ki iyi bir şey. Gittim, derslere katıldım ve çok sevdim. Bir dersten sonra büyükçe bir poster gördüm, hocamın fotoğrafı vardı gençlik yıllarından. Kim olduğunu sordum ve arkadaşım orada (New York’ta) olduğunu söyledi. Ben de ziyarete gittim ve dersine katıldım. Yani böyle tanıdım (Dharma’yı): bir poster vasıtasıyla.

TMC: Neden kendini tamamen yogaya adamaya karar verdin? 

YMO: Çok doğal gelişti. O zaman bir şeyler arıyordum, sadece fiziksel değildi. (Yoga) derslerine katıldığım zaman, sıradan egzersizler gibi olmayan bir deneyim yaşıyordum. Fitness, spor, gym ve türevleriyle çok vakit geçirirdim eskiden. Yoga ile, içeriden gelen bir şeyler hissettim, çağrı gibi, hem kendi sağlığımı düzeltebileceğim hem de başkalarına yardımcı olabileceğim bir şeydi bu. Doğal bir şeydi benim için; çok, çok güzel bir dönüşüm gerçekleşmiş gibiydi.

TMC: Benlik idraki çalışmasından bize biraz daha bahseder misin? 

YMO: Benlik idraki yoga sisteminin içerisinde. Kendini başkalarının yerinde görebilme yeteneği. Kendini başkalarında görebilme. Bu, benlik idrakinin ilk adımı ve pratiği yapan kişi daha içsel ve sonsuz bir şeyin arayışında olduğu zaman – ve bunun sadece yogayla da ilgisi yok – gerçekleşmeye başlıyor. Doğal olarak gelen bir şey ve merhamet duygusuna yardımcı oluyor. Uygulayan kişinin aslında kim olduğuna, içinde yatan gerçek benliğine dair sezgi uyandırır. Kimileri için bu bir ömür sürer – kişiye göre değişir.

Hayat amacını, kişinin içindeki arzu olarak tarif edebiliriz. Sonsuz bir mutluluk getirir. Kişi ancak gerçek doğasının gereğini yerine getirdiği zaman mutlu olur. Bu olana kadar da çile çeker, acı duyar, ya da sıkılır; çünkü deneyimlediği mutluluk zamana tâbidir – zamanla gelir ve içsel değildir.

Benlik idrakini kelimelerle ifade etmek çok zor, çünkü bu bir halet-i ruhiyedir. Eşsiz bir şeydir ve bu pratiğe erişebilen kişiye aittir, kişiseldir. Ama inanıyorum ki hayattaki nihai amaç kim olduğunu idrak etmektir.

MC: Benlik İdraki pratiği herhangi bir dine bağlı mıdır?

YMO: Hayır, maneviyat gibi, dinin ötesindedir. Benlik idrakinin dinle veya yogayla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Yogada öğrendiğin her şeyi ve benlik idraki sürecini, inandığın her şeye yönlendirebilirsin. Dinin ne olursa olsun bunun pratiğini yapabilirsin.

TMC: Öz-farkındalık gibi mi? 

YMO: Evet, birçok farklı şekilde ifade edilebilir.

TMC: Bir yoga hocası olarak öğrendiğin en büyük ders nedir? 

YMO: Sabır ve anlayış. Sabır gerçekten önemli, çünkü insanların ihtiyaçlarını ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gereken kaliteyi oluşturmak zorundasın. İlerlemene yardımcı oluyor ve bu da halen öğrendiğim, çabaladığım bir şey. Ama söyleyebilirim ki (en büyük dersler) sabır, anlayış ve şefkat.

TMC: Neden sabrın bu kadar zor olduğunu düşünüyorsun? 

YMO: Çünkü şaşırmış bir toplumda yaşıyoruz. Ayrıca, erkenden teknolojiyle bir arada büyümeye başladık ve eğitim sistemimiz bizlere entelektüel bilgi veriyor, bu da içimizde kargaşa oluşturuyor. Günümüzde çok az insan doğayla iç içe bir hayat yaşıyor. Bu, insanda sıkıntı yaratıyor; sıkıntı da sabrın gelişmesine yardımcı olmuyor.

TMC: Dikkati dağıtan bir dünyada sabrımızı artırmak üzere bize biraz ipucu verebilir misin? 

YMO: Nefes, yardımcı olabilecek şeylerden biri. Farkına vararak nefes almak. Sıkıntı hissettiğinizi farkettiğiniz anda nefesinize geri dönersiniz. Zihin sürekli meşgul ve sürekli sıkıntılıdır; ama kendinizi nefesinize dönmek üzere eğitebilirsiniz.

Ve bir şey daha var: Doğayı gözlemle – eşya bizi nasıl kabulleniyor, nasıl doğa içerisinde devinim halinde. Bu aynı zamanda iyi bir ders de verir, çünkü doğanın devinimi insandan farklıdır.

TMC: Başarı senin için ne anlama gelir? 

YMO: Benim için başarı, içimizde yatan en derin arzularımızla alakalı. Maddi açıdan başarıya erişebilirsin ve bu da bir tür tatmin ve itibar getirebilir, ama benim için başarının daha derin bir anlamı var. Eşyayı farkedebilmek, anlayabilmek – gerçek başarı budur.

TMC: Başarı anlarını ne zaman hissedersin ve nasıl tarif edersin? 

YMO: Huzur ve ebedi mutluluk. Zihinden gelen bir şey, mutluluk, huzur, uyum gibi. Böyle tarif edebilirim. Her şeyle bir olma anları.

TMC: Kendinden şüphe etme halinin üstesinden nasıl gelinebilir? 

YMO: Tüm olumsuz inanışlar sadece zihnin dış yüzü. Üstadlardan, hocalardan ve elbette ki kadim metinlerden bilgi edinmeli. Kendinden şüphe etme ve olumsuzluk, basit benliğe, kişiliğe aittir; fazlasıyla rahatsızlık yaratır.

Ama bundan daha fazlası olduğunu bil. Zihnin tüm bu (olumsuz) yerlere gittiği zaman, farkına var ve sana ait bu kısmı da sahiplen. Savaşma (zorunda değilsin); genellikle bu şekilde ancak dönüştürebilirsin.

Veya sana ait olumlu özelliklerini sahiplenmene yardımcı olabilecek birisini bul. Bazen kendimizden şüphe duyduğumuzda başkalarından (başka varlıklardan) gelecek yardıma ihtiyaç duyarız. Herkes yardıma ihtiyaç duyar.

TMC: 20 yaşındaki haline ne söylerdin; o yaştayken neyi bilmeyi isterdin? 

YMO: Keşke yogayı daha erken öğrenseydim. Ama hocamın da yardımıyla, her şeyin mükemmel olduğunu anladım; her şey ilahi kurallara göre hareket ediyor. Sanıyorum ki yogayla o kadar erken yaşta tanışmamam gerekiyordu. Ama yapabilseydim, çok daha erken yogaya başlamak isterdim.

TMC: Başkalarında en çok değer verdiğin özellikler nelerdir? 

YMO: Alçakgönüllülük ve merhamete önem veririm. Yargılamayan, her şeye saygı ve sevgi besleyen, merhametli olan – burada benlik idraki yer bulabilir. Merhamet, benlik idrakine giden ilk basamaktır.

 

Yiannis Mukta Om, günümüzün en büyük yogilerinden biri olan  Sri Dharma Mittra ile 10 yıldan uzun bir süre, her gün çalıştı. Kendisi Dharma Yoga geleneğinin kıdemli hocalarından. Yılda en az bir kere İstanbul’a gelerek Dharmaji’den öğrendiği ve kendi içinde harmanladığı bilgisini bizlerle paylaşıyor; 14-15-16 Nisan’da YogaŞala Etiler’de dersler verecek. Detaylı bilgi için lütfen YogaŞala’nın web sitesini bu linkten ziyaret edin. 

 

Röportaj kaynağı: 

https://www.mindful-company.com/blogs/notebook/a-conversation-with-yiannis-mukta-om-yoga-master

Sādhanā

‘Yoga yapıyorum.’

‘Bugün yoga var.’

‘Yogadan çıktım.’

‘Yogaya geliyor musun?’


 

Yoga pratiğimiz varsa ve stüdyolara gidiyorsak sürekli duyarız bu cümleleri. Kastedilen şey çoğunlukla asana (duruş), pranayama (nefes teknikleriyle prananın kontrolü), ya da meditasyon (pratyahara, dharana, -nadiren de olsa- dhyana) pratiğidir: (sırasıyla) muhtelif duruşların belirli bir süre içerisinde bir eğitmen eşliğinde uygulanması; muhtelif nefes çalışmalarıyla yaşam enerjisi prananın yönlendirilmesi ve kontrolü; duyuların kontrolü, dış algıların kapatılması; iç algı üzerinde çalışmalar; (nadiren) adanma, Yüce Olan üzerine tefekkür. Bu pratikler Patanjali‘nin tanımladığı 8 basamaklı Raja Yoga‘nın 3., 4., 5., 6. ve 7. basamaklarıdır. 

Hindistan bölgesinden çıktığı andan itibaren yoganın uygulanışı ve algılanışı ekollere ve siyasi haritalar üzerindeki konumlara (ülkelere) göre çeşitlilik göstermekte. Eğitmen eşliğindeki uygulama zamanları genellikle ‘seans’ veya ‘ders’ olarak ifade edilir. Asana uygulayıcıları kendilerini ‘yogi/yogini‘ olarak tanımlamaktan çekinmezken; ‘öğretmen, usta, yol gösteren’ anlamına gelen ‘guru‘ kelimesi birçok kişinin yüreğine korku ve/veya şüphe salar. 

Henüz en basit terimlerin bile içerisinden çıkılamazken, bir de özellikle geleneksel ekollerde duyduğumuz ‘sādhanā‘ diye bir şey var. Peki bu sādhanā nedir?

Sādhanā, egonun ötesine geçmemize yardımcı olacak bir manevi uygulamadır; kelime anlamıyla ‘bir şeyi başarma/tamamlama yolu’dur.

Patanjali’nin Yoga Sutraları*’na yazdığı yorum bölümünde Iyengar, sādhanāyı şu şekilde anlatır: 

Sādhanā, bir hedefe giden yolda takip edilen disiplindir. Abhyāsa, gözlem ve tefekkür ile tekrar edilen pratiktir. Kriyā (veya eylem) da çalışma ve araştırmayla yapılan kusursuz uygulama anlamına gelir. Böylelikle, sādhanā, abhyāsa ve kriyā tek ve aynı anlamdadır. Bir sādhaka (veya uygulayıcı), manevi bir hedef yolunda aklı ve zekayı becerikli bir şekilde uygulamaya koyan kişidir.

Böylesi bir uygulama içerisinde olan kişiye sādhu (kadın ise sādhvi), sādhaka, veya yogi (kadın ise yogini) denir. Sādhanānın amacı, aydınlanma, Tanrı’ya duyulan saf sevgi, doğum ve ölüm döngüsünden (saṃsāra) özgürleşme (mokşa), gibi manevi idrakleri (spiritual realization) deneyimlemektir. Meditasyon, tespih ile mantra söylemek, adak adamak, vb. uygulamalar da sādhanā sayılabilir.

Peki, günlük yoga uygulamalarımızı sādhanā haline getirebilir miyiz? Her gün, aksatmadan, aynı yerde ve aynı saatte uyguladığımız takdirde, yoga pratiği sādhanā haline gelmeye başlar. Ama bu deneyimin derinleşmesi için ‘sādhanā kültürü’nün unutulmaması gerekir. Kendi imkan sınırlarımız içerisinde, bulunduğumuz ortamlara bunu nasıl uygularız?

Bazı ufak ‘kurallar’ ile, her asana uygulamasını (özellikle de grup çalışmalarında) sādhanāya çevirmek mümkün;

  1. Sessizlik. Gün içerisinde hem içeriden hem de dışarıdan birçok ses yüzünden zihin çoğu zaman ajite halde. Uygulamanıza başlamadan önce 5-10 dakika sessizlik içerisinde oturarak düşünce akışını kontrol etmeden gözlemlemek ve düşüncelerin farkına varmak sessizliğin yerleşmesine yardımcı olacaktır. Ders sırasında sınıf içerisindeki sessizliği korumak da grup dersleri sırasında çok önemli; eğer eğitmenle anlık bir şey paylaşmanız gerekirse (ağrı, soru, vb.) bu yarım dakikadan fazla sürmemeli ve mümkün olduğunca sessiz ve abartısız bir şekilde ifade edilmeli ki diğer katılımcıların dikkati size kaymasın.

  2. Sakinlik. Koşmaca şehir hayatında yoga seanslarına yetişmek kimileri için zor olabilir. Mekana geç bile varsanız, sakin kalmaya çalışın. Malzemelerinizi ses çıkarmadan ve başkalarının dikkatini dağıtmadan yerleştirin. Dersi veren eğitmene yeni geldiğinizi belli etmek istiyorsanız sadece göz göze gelmeniz yeterlidir; o anda konuşarak durumunuzu açıklamanız gerekmez, açıklama yapma gereği duyuyorsanız seansın sonunda ifade edebilirsiniz.

  3. İçsel huzur. Evet, çoğumuz bunu kazanmak için dersleri kovalıyoruz. Her ne kadar hocalar yol göstermek için orada bulunsa da, huzurun oluşmasına zemin hazırlayacak olanlar uygulayıcıların kendisi. Çalışmalar sırasında özellikle fiziksel açıdan rahatsız hissettiğiniz bir an olursa dinlenin. Dinlenmekten çekinmeyin. Asana uygulamaları aklı sakinleştirmek için yapılıyor; asanalar sırasında rahatsız ve huzursuz hissederseniz akıl daha fazla ajite olacaktır.

  4. Kararlılık. Herkesin beden ve zihin yapısı farklı; kimi beden daha kuvvetli, kimisi daha esnek, kiminin ciğer kapasitesi daha yüksek, kimi ise taklit yeteneği ile duruşları veya diğer çalışmaları muntazam bir şekilde tek denemede yapabilir. Akıl seviyesinde ise odaklanma, düşüncelere kapılıp uzaklaşma, vb. konularda da yine her birey diğerinden farklıdır. Zorlandığınız veya anlamadığınız, yapamadığınız anlar olduğunda etrafa bakın; kendinize yönelik suçlamalarda veya kıyaslamada bulunmak için değil, kapasitelerin farkına varabilmeniz için. Her bir kişiden yeni bir şey öğrenmeniz mümkün; hayatın her noktasında bu geçerli. O yüzden, çoğu zaman algılarınız kapalı olsun; ama takıldığınız anda kopya çekin. 🙂 Yapabileceğinize inanın. Kararlı olun; pes etmeyin.

  5. Dikkat. Eğitmen tarafından yapılan yönlendirmeler, duruşların ve nefes çalışmalarının gösterilmesi, uygulayıcıların işini kolaylaştırmak ve pratiklerini güvenli hale getirmek içindir. Yönlendirmelere iyi kulak verin; eğitmenin kendi üzerinde gösterdiği tekniklerin detaylı görsel anlatımlarını iyi gözlemleyin.

  6. Odaklanma. Duruşlara girdiğiniz anda veya nefes çalışması yapılırken, mümkün olan her fırsatta iç dünyanıza dönmeye çalışın. Dışarıya yönelik algılarınızı ne kadar kapatırsanız, içeriye yönelik gözlemleriniz o kadar kolaylaşacaktır. Bunun için gözlerinizi kapatabilirsiniz ya da gözlerinizi kapatmak sizi huzursuz ediyorsa yakınınızda dikkatinizi dağıtmayacak tek bir noktaya odaklanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatmayı tercih ediyorsanız, odaklanma noktası olarak farklı alternatifler mevcut: nefeslere, iki kaşın arasına (üçüncü göz), belirli enerji merkezlerine (çakralar), nefesler ile bedende duruşun etkilediği farklı noktalara…

  7. Açık olmak. Dharmaji’nin en çok söylediği sözlerden biri olan ‘be receptive’ (açık olun), sürekli kendime hatırlattığım ve uygulamakta en çok zorlandığım şeylerden biri. Neye açık olabiliriz? Önerilere, yorumlara, örneklere, yönlendirmelere, itaat etmeye, dinlemeye… Bir derse girdiniz ve eğitmenin stili tamamen size ters çıktı. Sınıfı terk edebilirsiniz, ama gitmek istemiyorsunuz. Yaptığınız yoga uygulamasının iyi gelmesi gerekirken alıştığınız bir şey olmadığı için içinizden söylenmeye başladınız… Açık olun. Bakın bakalım bu hoca size neler katacak; olumlu veya olumsuz ne göreceksiniz. Ego içeriden, ‘ya ne işim var burada, keşke gelmeseydim, bu ne şimdi?’ diye susmadan eleştirmeye devam edecektir belki. Kendinizi fiziksel açıdan güvende hissetmediğiniz bir noktada güvene almaya çalışmanızı kastetmiyorum, öyle bir durum tamamen içgüdüsel korunma isteği uyandırabilir. Normaldir. Farklı bir içsel çatışmayı kastediyorum; çok fazla Tanrı vurgusu yapan bir eğitmen olabilir, çok zor duruşlar göstermekte ısrar eden bir eğitmen olabilir veya tamamen fitness tarzında ders verdiğini düşündüğünüz bir eğitmen olabilir. Size hitap etmeyen herhangi bir tarz… Yine de açık olun. Faydalarını özümsemeye çalışın. Eğer seansın size faydadan ziyade zarar verdiğini düşünüyorsanız, her zaman nazikçe salondan ayrılabileceğinizi unutmayın.

  8. Saygı. Grup dersi sırasında bir hoca eşliğinde çalışıldığı zaman en önemli noktalardan biri. Hocanın görevi, katılımcıları güvenli bir şekilde yönlendirmektir; grup dersine gelerek kendi pratiğinizi yapmanız öncelikle hocaya, daha sonra da diğer katılımcılara saygısızlıktır. Derin gevşemenin yarısında kalkarak gürültü içerisinde salonu terk etmek diğer katılımcıların dinlenme hakkını ellerinden almaktır. Özellikle grup derslerinde herkesin uyum içerisinde hareket etmeye dikkat etmesi gerekir; eğitmen bir şey çalıştırırken, tamamen başka bir çalışma yaparak kendinizi riske atmayın. Kendi pratiğinizi yapmak istiyorsanız ya ders öncesinde hoca ile görüşüp durumunuzu bildirin, ya da grup dersine katılmayın. Derin gevşemeye kalmak için vaktiniz yoksa yine hoca ile ders öncesinde görüşerek durumunuzu açıklayın ve diğer katılımcılar derin gevşemeye başlamadan önce sınıftan ayrılın. Grup derslerine katılan herkes eşit ayrıcalıklara sahip ve kimilerinin sizden daha çok bu pratiklere ve özellikle de gevşemeye ihtiyacı olabilir. Düşünceli olun. Yoganın ilk basamağı olan ahimsa (zarar vermeme) kuralını aklınızdan çıkarmayın.

* Iyengar, B.K.S. (1993: s. 22). Light on the Yoga Sūtras of Patañjali

Bir Yoga üstadının oğlu olmak

Babanızın izinden gitmek her zaman kolay değildir.

Özellikle de kendisi ellerini kullanmadan başının üzerinde durmayı tercih ediyorsa. Efsanevi yoga üstadı Sri Dharma Mittra‘nın 25 yaşındaki oğlu Dov Samuel Vargas için durum böyle.Dharma Dov 2

Dov, yoga geleneğine daha küçük bir çocukken babasının gurusu Yogi Gupta tarafından inisiye edildi; Dov’a manevi ismi Varuna’yı Yogi Gupta verdi.

Ancak, yogik hayat tarzını, babasının verdiği eğitmenlik eğitimini 2010’da tamamlayıp Dharma’nın nasıl biri olduğunu farkettikten sonra benimsedi. O zaman Dov, yürümesi gerektiği yolu farketti.

Eskiden baba-oğul fazla vakit geçiremezlerdi; Dov küçükken Sri Dharma’nın ders programı bugün olduğu gibi çok yoğundu. Ama şimdi, hem birlikte seyahat ediyor hem de ders veriyorlar. Dov babasının tüm derslerine düzenli olarak katılıyor ve Sri Dharma’nın dünyanın dört bir yanında verdiği atölye çalışmalarında asana modelliği yapıyor.

Sri Dharma Mittra 75 yaşında ve 46 senedir New York’ta yoga eğitmeni.


Soru: Dharma’yla ilgili hatırladığın en eski anılar neler?

Cevap: Fotoğraflardan bildiğim kadarıyla, beni farklı duruşlara sokuyorlardı ve geleneksel kıyafetler giydiriyorlardı. Şallar, tespihler… New York içerisinde sürekli bir yerlere gidiyorduk, o yüzden bazen babamın bir yoga merkezinde kaldığı oluyordu ve öğrencileri bana bakıcılık yapıyordu.

Kır evindeyken geçirdiğimiz zamanları hatırlıyorum, kız kardeşimle birlikte bahçeden semender alıp eve getirirdik. Babam hep derdi ki, “Onları nereden aldıysanız aynı yere bırakmanız gerekir, aileleri merak eder.”

Her zaman bilinçaltımıza ahimsayı yerleştirmeye çalışırdı: zarar vermeme.


S: Yogayı ne zaman bireysel bir pratik olarak benimsedin?

C: Çocuk yogası derslerine katılmıştım ama çok hoşuma gitmemişti. Lisedeyken de bazı derslere katılmıştım. Öyle cezbetmemişti ama. Yoga derslerine gitmek tuhaf oluyordu; Dharma’nın oğlu olduğum için dikkatler hep üzerimdeydi, çekiniyordum.

İlk eğitimimi İsrail’deki bir kamp sırasında aldım. 2010’da Dharma orada bir eğitmenlik eğitimi veriyordu. Kimse gitmem gerektiğini söylemedi ama İsrail’e gidiyorsam eğitimi almamın iyi olacağını söylediler. Bir şekilde kabul ettim.

O dönemlerde halen sigara içiyordum ve beslenmem de çok iyi değildi. Sabahki derse giderken Dharma’yla yürürdüm ve sigara içiyor olurdum.


S: Kötü alışkanlıklarına karşı hoşgörülü müydü?

C: Azarlama şekli bağırmak veya yapmamamı söylemek değildi. Bazen beni kenara çekip, “Dov, neden biraz azaltmıyorsun? Biraz daha az iç,” derdi.

Kendini benim yerime koyuyordu. Gençliğinde o da sigara içerdi.


S: Gençler hayatlarının bir noktasında ebeveyninden hoşlanmama eğilimi gösterebilirler. Dharma’yla ilgili hiç böyle bir ihtilafa düştün mü? 

C: Asla ona karşı bir şeyim olmadı. Bazen yaptığı şeylerden utandığım olurdu ama. Mesela, asansöre bindiğimizde yerde bir çöp varsa, eğilir alırdı.

Kızkardeşimle ben, “Niye çöpü yerden aldın ki,” diye söylenirdik. Veya restorana gittiğimizde, yemeklerimiz bittikten sonra garsona kolaylık olsun diye tabakları üst üste toplardı. Ama şimdilerde ben de onun yaptıklarını yapıyorum.


S: Eğitmenlik eğitimi sırasında yoganın sana göre olduğuna karar vermeni sağlayan şey ne oldu? 

C: Eğitimin sonunda, öğrencilerin eğitimle ilgili yorumlarını paylaştığı bir an olur. Öğrencilerden birini hatırlıyorum, ağlayarak Dharma’nın ayaklarına kapanmıştı, kendisinin ne kadar değiştiğini ve Dharma’nın orada kalarak kendisine yardım etmesini ne kadar istediğini söylüyordu.

O anda zihnimde bir şeyler yerine oturdu; Dharma’yı, “matında oturup insanlara esnemelerini söyleyen babam” olarak değil de, diğer herkesin gördüğü gibi görmeye başladım.

Çocukluğumda çok görüşemezdik, hep ders veriyor olurdu. O anda anladım ne yaptığını. Her şey bir anda değişti benim için ve yapmak istediğim şeyin bu olduğunu farkettim. Eve döndüm, sigarayı bıraktım ve her şeyi değiştirdim. Bir şeyi yapacaksam yüzde yüz yapayım gibi bir düşüncem var.

Şimdi Dharma’yla mümkğn olduğunca çok vakit geçirmeye çalışıyorum.


S: Şimdi bir yoga eğitmeni olarak nasıl hissediyorsunuz? 

C: İlk başladığımda, insanlardan gelen enerjiyi çok garipsiyordum. Bazıları Dharma’yı o kadar çok seviyor ki, beni gördüklerinde “Aa bak Dharma’nın oğluna. Daha esnek olmasını beklerdim,” gibi şeyler söylüyorlardı. Böyle şeyleri atlatabilmem uzun zaman aldı.

Daha sonrasında güçlendim ve ayrı bir birey olduğumu ifade etmeye başladım. Son zamanlarda workshoplara davet ediliyorum ve seyahat ediyorum. İlk gerçek deneyimim bu sene Barselona’da oldu. Ve kafamın içindeki ses “Hazır değilim,” diyordu.

Ama Tanrı bu tür şeyleri önümüze koyuyor ki başa çıkabilelim.

Dharma’nın yanında ve aurasında büyümemin getirdiği, doğuştan gelen bilgilere sahibim herhalde. Barselona’daki workshop sırasında, Dharma Yoga’yı temsil eden bir eğitmenlik eğitiminin başındaydım. Dharma’ya sorulabilecek tüm soruları cevaplamam gerekiyordu. Bir şekilde tüm bu sorulara mükemmel cevaplar verdim ve Dharma’nın yerinde olmanın nasıl bir his olduğunu biraz tadabildim. Bilmediğim şeyleri de biliyorum. Bu derindeki bilgiler zaman içerisinde yavaş yavaş aşılanmış gibi.


S: Dharma Yoga yolunda gitmeye devam edecek misin?

C: Bu benim karmam. Bu durumun içerisinde doğdum ve bunu yapmak zorundayım. Dharma benim babam ve bu da benim devam ettireceğim gelenek.


Dov’un ders ve workshopları için: www.yogivaruna.com

Kaynak: Elephant Journal

Düşe kalka ters duruşlar

Düşmeyi de öğreniyoruz.

Düşmeyi de sevmek lazım.

Düşmek de güzeldir. 🙂

Ve düşmeyi öğrenmenin en iyi yolu ters duruşları çalışırken, korkmadan, adım adım ilerlemek.

Sıçrayacaksan sıçra ve düş; ya başladığın noktaya iniş yapmaya çalış, ya da bacaklarının havada süzülüp arkaya inmesine izin ver.

Düşmekten korkmamak en zoru. Korkmadığında “anda kalabildiğini farkedeceksin. Yoganın amaçlarından biri de anda kalabilmek değil mi?

Önemli olan elinin veya başının üzerinde durabilmek değil, durmak için geçtiğin yolda, o süreçte neler yaşadığın. O süreçte zihninin susuyor olması, aktif meditasyon hali…

Ahimsa (zarar vermeme) ve Meditasyon

‘Her gün en az birkaç dakika boyunca sessizlik içerisinde oturmalı, her şeyin nasıl ve neden olageldiğini keşfetmeyi denemelisiniz.’ 

Sri Dharma Mittra

“You need to sit and be quiet for at least a few minutes each day to try and discover the how and why of everything.”

Sri Dharma Mittra

1545188_757023494354112_5962571679476825410_n

‘Bir şeyleri olduğu gibi görmeyiz, nasıl isek öyle görürüz.’

 

 


Her an, her yerde sert yorumlara denk gelebildiğimiz bir çağda internet ve teknolojiyle çevrili bir şekilde yaşıyoruz. Kendimize ayırdığımız birkaç sessiz dakikamız olmuyor genellikle. Gece başımızı yastığımıza koyduğumuzda bile kafamızın içinden geçen sesler, sözler, düşünceler içerisinde uykuya dalarak rüyalarımızda tüm bunlara devam ediyoruz.

‘Ama her şey korkunç!’

Elinden gelen bir şey var mı? Varsa eğer yapabileceğin kadarını yap, asla ve asla zarar verme, duygusal olarak kapılma, sonucunu da bekleme. Yoganın felsefesinde bunlar öğütlenir. Bizim kültürümüzdeki tevekküle benzer hatta. Elinden geleni yap, gerisini bırak. Elinden geleni yaparken başkalarına zarar veriyor musun, bunu bir düşün. ‘Ama başkaları zarar veriyor!’ Hayır, sen kendinden sorumlusun. Sözlerin düşünce halindeyken kendine, senden çıktığında başkalarına zarar veriyorsa, sessiz dakikalarını artırmaya çalış.

İçimizdeki girdapları sakinleştirmenin tek yolu bu.

Namaste!