Yiannis Andritsos

Yiannis Mukta Om ile kısa bir sohbet

(The Mindful Company)

Yiannis’in çocukluk hayali profesyonel bir futbolcu olmaktı. Ancak New York’ta okurken, şans eseri, Sri Dharma Mittra’nın posterine denk geldi ve hayatının akışı değişti. Bugün Yiannis bir yoga hocası; bir sporcu kadar atletizm gerektiren ancak odağı farklı olan bir iş. Odak noktası yürek ve zihin – sabır, merhamet ve anlayış, pratiğinin mihenk taşları. Bir yoga hocası, meditasyon uygulayıcısı ve benlik idraki yolunda kendini adamış bir yogi olarak, Yiannis’in hikayesi içsel dünyaya dair: Yiannis, zihnin iç ve dış dünyalarda olumlu değişimler yaratabileceğine inanıyor.

 

The Mindful Company (TMC): New York’a taşınmak istediğine karar verdiğin zaman neredeydin? 

Yiannis Mukta Om (YMO): O zamanlar Yunanistan’daydım ve New York’ta bir arkadaşım vardı. İlk başta sadece şehri görmek ve deneyimlemek için gittim. Kalmayı planlamıyordum, sadece ziyaret edecektim. İngilizce öğrenmek için bir okula gittim, zaten öğrenci vizesiyle oradaydım. Yani en başta, yogayı keşfetmeden önce, dil öğrenmek için okuldaydım.

TMC: Sri Dharma Mittra’yla nasıl tanıştın? 

YMO: Bir arkadaşım yogadan bahsetti ve bir stüdyoda dersler verildiğini söyledi. Ben de, ‘Tamam, bir deneyelim,’ diye düşündüm, çünkü insanlardan duyuyordum ki iyi bir şey. Gittim, derslere katıldım ve çok sevdim. Bir dersten sonra büyükçe bir poster gördüm, hocamın fotoğrafı vardı gençlik yıllarından. Kim olduğunu sordum ve arkadaşım orada (New York’ta) olduğunu söyledi. Ben de ziyarete gittim ve dersine katıldım. Yani böyle tanıdım (Dharma’yı): bir poster vasıtasıyla.

TMC: Neden kendini tamamen yogaya adamaya karar verdin? 

YMO: Çok doğal gelişti. O zaman bir şeyler arıyordum, sadece fiziksel değildi. (Yoga) derslerine katıldığım zaman, sıradan egzersizler gibi olmayan bir deneyim yaşıyordum. Fitness, spor, gym ve türevleriyle çok vakit geçirirdim eskiden. Yoga ile, içeriden gelen bir şeyler hissettim, çağrı gibi, hem kendi sağlığımı düzeltebileceğim hem de başkalarına yardımcı olabileceğim bir şeydi bu. Doğal bir şeydi benim için; çok, çok güzel bir dönüşüm gerçekleşmiş gibiydi.

TMC: Benlik idraki çalışmasından bize biraz daha bahseder misin? 

YMO: Benlik idraki yoga sisteminin içerisinde. Kendini başkalarının yerinde görebilme yeteneği. Kendini başkalarında görebilme. Bu, benlik idrakinin ilk adımı ve pratiği yapan kişi daha içsel ve sonsuz bir şeyin arayışında olduğu zaman – ve bunun sadece yogayla da ilgisi yok – gerçekleşmeye başlıyor. Doğal olarak gelen bir şey ve merhamet duygusuna yardımcı oluyor. Uygulayan kişinin aslında kim olduğuna, içinde yatan gerçek benliğine dair sezgi uyandırır. Kimileri için bu bir ömür sürer – kişiye göre değişir.

Hayat amacını, kişinin içindeki arzu olarak tarif edebiliriz. Sonsuz bir mutluluk getirir. Kişi ancak gerçek doğasının gereğini yerine getirdiği zaman mutlu olur. Bu olana kadar da çile çeker, acı duyar, ya da sıkılır; çünkü deneyimlediği mutluluk zamana tâbidir – zamanla gelir ve içsel değildir.

Benlik idrakini kelimelerle ifade etmek çok zor, çünkü bu bir halet-i ruhiyedir. Eşsiz bir şeydir ve bu pratiğe erişebilen kişiye aittir, kişiseldir. Ama inanıyorum ki hayattaki nihai amaç kim olduğunu idrak etmektir.

MC: Benlik İdraki pratiği herhangi bir dine bağlı mıdır?

YMO: Hayır, maneviyat gibi, dinin ötesindedir. Benlik idrakinin dinle veya yogayla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Yogada öğrendiğin her şeyi ve benlik idraki sürecini, inandığın her şeye yönlendirebilirsin. Dinin ne olursa olsun bunun pratiğini yapabilirsin.

TMC: Öz-farkındalık gibi mi? 

YMO: Evet, birçok farklı şekilde ifade edilebilir.

TMC: Bir yoga hocası olarak öğrendiğin en büyük ders nedir? 

YMO: Sabır ve anlayış. Sabır gerçekten önemli, çünkü insanların ihtiyaçlarını ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gereken kaliteyi oluşturmak zorundasın. İlerlemene yardımcı oluyor ve bu da halen öğrendiğim, çabaladığım bir şey. Ama söyleyebilirim ki (en büyük dersler) sabır, anlayış ve şefkat.

TMC: Neden sabrın bu kadar zor olduğunu düşünüyorsun? 

YMO: Çünkü şaşırmış bir toplumda yaşıyoruz. Ayrıca, erkenden teknolojiyle bir arada büyümeye başladık ve eğitim sistemimiz bizlere entelektüel bilgi veriyor, bu da içimizde kargaşa oluşturuyor. Günümüzde çok az insan doğayla iç içe bir hayat yaşıyor. Bu, insanda sıkıntı yaratıyor; sıkıntı da sabrın gelişmesine yardımcı olmuyor.

TMC: Dikkati dağıtan bir dünyada sabrımızı artırmak üzere bize biraz ipucu verebilir misin? 

YMO: Nefes, yardımcı olabilecek şeylerden biri. Farkına vararak nefes almak. Sıkıntı hissettiğinizi farkettiğiniz anda nefesinize geri dönersiniz. Zihin sürekli meşgul ve sürekli sıkıntılıdır; ama kendinizi nefesinize dönmek üzere eğitebilirsiniz.

Ve bir şey daha var: Doğayı gözlemle – eşya bizi nasıl kabulleniyor, nasıl doğa içerisinde devinim halinde. Bu aynı zamanda iyi bir ders de verir, çünkü doğanın devinimi insandan farklıdır.

TMC: Başarı senin için ne anlama gelir? 

YMO: Benim için başarı, içimizde yatan en derin arzularımızla alakalı. Maddi açıdan başarıya erişebilirsin ve bu da bir tür tatmin ve itibar getirebilir, ama benim için başarının daha derin bir anlamı var. Eşyayı farkedebilmek, anlayabilmek – gerçek başarı budur.

TMC: Başarı anlarını ne zaman hissedersin ve nasıl tarif edersin? 

YMO: Huzur ve ebedi mutluluk. Zihinden gelen bir şey, mutluluk, huzur, uyum gibi. Böyle tarif edebilirim. Her şeyle bir olma anları.

TMC: Kendinden şüphe etme halinin üstesinden nasıl gelinebilir? 

YMO: Tüm olumsuz inanışlar sadece zihnin dış yüzü. Üstadlardan, hocalardan ve elbette ki kadim metinlerden bilgi edinmeli. Kendinden şüphe etme ve olumsuzluk, basit benliğe, kişiliğe aittir; fazlasıyla rahatsızlık yaratır.

Ama bundan daha fazlası olduğunu bil. Zihnin tüm bu (olumsuz) yerlere gittiği zaman, farkına var ve sana ait bu kısmı da sahiplen. Savaşma (zorunda değilsin); genellikle bu şekilde ancak dönüştürebilirsin.

Veya sana ait olumlu özelliklerini sahiplenmene yardımcı olabilecek birisini bul. Bazen kendimizden şüphe duyduğumuzda başkalarından (başka varlıklardan) gelecek yardıma ihtiyaç duyarız. Herkes yardıma ihtiyaç duyar.

TMC: 20 yaşındaki haline ne söylerdin; o yaştayken neyi bilmeyi isterdin? 

YMO: Keşke yogayı daha erken öğrenseydim. Ama hocamın da yardımıyla, her şeyin mükemmel olduğunu anladım; her şey ilahi kurallara göre hareket ediyor. Sanıyorum ki yogayla o kadar erken yaşta tanışmamam gerekiyordu. Ama yapabilseydim, çok daha erken yogaya başlamak isterdim.

TMC: Başkalarında en çok değer verdiğin özellikler nelerdir? 

YMO: Alçakgönüllülük ve merhamete önem veririm. Yargılamayan, her şeye saygı ve sevgi besleyen, merhametli olan – burada benlik idraki yer bulabilir. Merhamet, benlik idrakine giden ilk basamaktır.

 

Yiannis Mukta Om, günümüzün en büyük yogilerinden biri olan  Sri Dharma Mittra ile 10 yıldan uzun bir süre, her gün çalıştı. Kendisi Dharma Yoga geleneğinin kıdemli hocalarından. Yılda en az bir kere İstanbul’a gelerek Dharmaji’den öğrendiği ve kendi içinde harmanladığı bilgisini bizlerle paylaşıyor; 14-15-16 Nisan’da YogaŞala Etiler’de dersler verecek. Detaylı bilgi için lütfen YogaŞala’nın web sitesini bu linkten ziyaret edin. 

 

Röportaj kaynağı: 

https://www.mindful-company.com/blogs/notebook/a-conversation-with-yiannis-mukta-om-yoga-master

Sādhanā

‘Yoga yapıyorum.’

‘Bugün yoga var.’

‘Yogadan çıktım.’

‘Yogaya geliyor musun?’


 

Yoga pratiğimiz varsa ve stüdyolara gidiyorsak sürekli duyarız bu cümleleri. Kastedilen şey çoğunlukla asana (duruş), pranayama (nefes teknikleriyle prananın kontrolü), ya da meditasyon (pratyahara, dharana, -nadiren de olsa- dhyana) pratiğidir: (sırasıyla) muhtelif duruşların belirli bir süre içerisinde bir eğitmen eşliğinde uygulanması; muhtelif nefes çalışmalarıyla yaşam enerjisi prananın yönlendirilmesi ve kontrolü; duyuların kontrolü, dış algıların kapatılması; iç algı üzerinde çalışmalar; (nadiren) adanma, Yüce Olan üzerine tefekkür. Bu pratikler Patanjali‘nin tanımladığı 8 basamaklı Raja Yoga‘nın 3., 4., 5., 6. ve 7. basamaklarıdır. 

Hindistan bölgesinden çıktığı andan itibaren yoganın uygulanışı ve algılanışı ekollere ve siyasi haritalar üzerindeki konumlara (ülkelere) göre çeşitlilik göstermekte. Eğitmen eşliğindeki uygulama zamanları genellikle ‘seans’ veya ‘ders’ olarak ifade edilir. Asana uygulayıcıları kendilerini ‘yogi/yogini‘ olarak tanımlamaktan çekinmezken; ‘öğretmen, usta, yol gösteren’ anlamına gelen ‘guru‘ kelimesi birçok kişinin yüreğine korku ve/veya şüphe salar. 

Henüz en basit terimlerin bile içerisinden çıkılamazken, bir de özellikle geleneksel ekollerde duyduğumuz ‘sādhanā‘ diye bir şey var. Peki bu sādhanā nedir?

Sādhanā, egonun ötesine geçmemize yardımcı olacak bir manevi uygulamadır; kelime anlamıyla ‘bir şeyi başarma/tamamlama yolu’dur.

Patanjali’nin Yoga Sutraları*’na yazdığı yorum bölümünde Iyengar, sādhanāyı şu şekilde anlatır: 

Sādhanā, bir hedefe giden yolda takip edilen disiplindir. Abhyāsa, gözlem ve tefekkür ile tekrar edilen pratiktir. Kriyā (veya eylem) da çalışma ve araştırmayla yapılan kusursuz uygulama anlamına gelir. Böylelikle, sādhanā, abhyāsa ve kriyā tek ve aynı anlamdadır. Bir sādhaka (veya uygulayıcı), manevi bir hedef yolunda aklı ve zekayı becerikli bir şekilde uygulamaya koyan kişidir.

Böylesi bir uygulama içerisinde olan kişiye sādhu (kadın ise sādhvi), sādhaka, veya yogi (kadın ise yogini) denir. Sādhanānın amacı, aydınlanma, Tanrı’ya duyulan saf sevgi, doğum ve ölüm döngüsünden (saṃsāra) özgürleşme (mokşa), gibi manevi idrakleri (spiritual realization) deneyimlemektir. Meditasyon, tespih ile mantra söylemek, adak adamak, vb. uygulamalar da sādhanā sayılabilir.

Peki, günlük yoga uygulamalarımızı sādhanā haline getirebilir miyiz? Her gün, aksatmadan, aynı yerde ve aynı saatte uyguladığımız takdirde, yoga pratiği sādhanā haline gelmeye başlar. Ama bu deneyimin derinleşmesi için ‘sādhanā kültürü’nün unutulmaması gerekir. Kendi imkan sınırlarımız içerisinde, bulunduğumuz ortamlara bunu nasıl uygularız?

Bazı ufak ‘kurallar’ ile, her asana uygulamasını (özellikle de grup çalışmalarında) sādhanāya çevirmek mümkün;

  1. Sessizlik. Gün içerisinde hem içeriden hem de dışarıdan birçok ses yüzünden zihin çoğu zaman ajite halde. Uygulamanıza başlamadan önce 5-10 dakika sessizlik içerisinde oturarak düşünce akışını kontrol etmeden gözlemlemek ve düşüncelerin farkına varmak sessizliğin yerleşmesine yardımcı olacaktır. Ders sırasında sınıf içerisindeki sessizliği korumak da grup dersleri sırasında çok önemli; eğer eğitmenle anlık bir şey paylaşmanız gerekirse (ağrı, soru, vb.) bu yarım dakikadan fazla sürmemeli ve mümkün olduğunca sessiz ve abartısız bir şekilde ifade edilmeli ki diğer katılımcıların dikkati size kaymasın.

  2. Sakinlik. Koşmaca şehir hayatında yoga seanslarına yetişmek kimileri için zor olabilir. Mekana geç bile varsanız, sakin kalmaya çalışın. Malzemelerinizi ses çıkarmadan ve başkalarının dikkatini dağıtmadan yerleştirin. Dersi veren eğitmene yeni geldiğinizi belli etmek istiyorsanız sadece göz göze gelmeniz yeterlidir; o anda konuşarak durumunuzu açıklamanız gerekmez, açıklama yapma gereği duyuyorsanız seansın sonunda ifade edebilirsiniz.

  3. İçsel huzur. Evet, çoğumuz bunu kazanmak için dersleri kovalıyoruz. Her ne kadar hocalar yol göstermek için orada bulunsa da, huzurun oluşmasına zemin hazırlayacak olanlar uygulayıcıların kendisi. Çalışmalar sırasında özellikle fiziksel açıdan rahatsız hissettiğiniz bir an olursa dinlenin. Dinlenmekten çekinmeyin. Asana uygulamaları aklı sakinleştirmek için yapılıyor; asanalar sırasında rahatsız ve huzursuz hissederseniz akıl daha fazla ajite olacaktır.

  4. Kararlılık. Herkesin beden ve zihin yapısı farklı; kimi beden daha kuvvetli, kimisi daha esnek, kiminin ciğer kapasitesi daha yüksek, kimi ise taklit yeteneği ile duruşları veya diğer çalışmaları muntazam bir şekilde tek denemede yapabilir. Akıl seviyesinde ise odaklanma, düşüncelere kapılıp uzaklaşma, vb. konularda da yine her birey diğerinden farklıdır. Zorlandığınız veya anlamadığınız, yapamadığınız anlar olduğunda etrafa bakın; kendinize yönelik suçlamalarda veya kıyaslamada bulunmak için değil, kapasitelerin farkına varabilmeniz için. Her bir kişiden yeni bir şey öğrenmeniz mümkün; hayatın her noktasında bu geçerli. O yüzden, çoğu zaman algılarınız kapalı olsun; ama takıldığınız anda kopya çekin. 🙂 Yapabileceğinize inanın. Kararlı olun; pes etmeyin.

  5. Dikkat. Eğitmen tarafından yapılan yönlendirmeler, duruşların ve nefes çalışmalarının gösterilmesi, uygulayıcıların işini kolaylaştırmak ve pratiklerini güvenli hale getirmek içindir. Yönlendirmelere iyi kulak verin; eğitmenin kendi üzerinde gösterdiği tekniklerin detaylı görsel anlatımlarını iyi gözlemleyin.

  6. Odaklanma. Duruşlara girdiğiniz anda veya nefes çalışması yapılırken, mümkün olan her fırsatta iç dünyanıza dönmeye çalışın. Dışarıya yönelik algılarınızı ne kadar kapatırsanız, içeriye yönelik gözlemleriniz o kadar kolaylaşacaktır. Bunun için gözlerinizi kapatabilirsiniz ya da gözlerinizi kapatmak sizi huzursuz ediyorsa yakınınızda dikkatinizi dağıtmayacak tek bir noktaya odaklanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatmayı tercih ediyorsanız, odaklanma noktası olarak farklı alternatifler mevcut: nefeslere, iki kaşın arasına (üçüncü göz), belirli enerji merkezlerine (çakralar), nefesler ile bedende duruşun etkilediği farklı noktalara…

  7. Açık olmak. Dharmaji’nin en çok söylediği sözlerden biri olan ‘be receptive’ (açık olun), sürekli kendime hatırlattığım ve uygulamakta en çok zorlandığım şeylerden biri. Neye açık olabiliriz? Önerilere, yorumlara, örneklere, yönlendirmelere, itaat etmeye, dinlemeye… Bir derse girdiniz ve eğitmenin stili tamamen size ters çıktı. Sınıfı terk edebilirsiniz, ama gitmek istemiyorsunuz. Yaptığınız yoga uygulamasının iyi gelmesi gerekirken alıştığınız bir şey olmadığı için içinizden söylenmeye başladınız… Açık olun. Bakın bakalım bu hoca size neler katacak; olumlu veya olumsuz ne göreceksiniz. Ego içeriden, ‘ya ne işim var burada, keşke gelmeseydim, bu ne şimdi?’ diye susmadan eleştirmeye devam edecektir belki. Kendinizi fiziksel açıdan güvende hissetmediğiniz bir noktada güvene almaya çalışmanızı kastetmiyorum, öyle bir durum tamamen içgüdüsel korunma isteği uyandırabilir. Normaldir. Farklı bir içsel çatışmayı kastediyorum; çok fazla Tanrı vurgusu yapan bir eğitmen olabilir, çok zor duruşlar göstermekte ısrar eden bir eğitmen olabilir veya tamamen fitness tarzında ders verdiğini düşündüğünüz bir eğitmen olabilir. Size hitap etmeyen herhangi bir tarz… Yine de açık olun. Faydalarını özümsemeye çalışın. Eğer seansın size faydadan ziyade zarar verdiğini düşünüyorsanız, her zaman nazikçe salondan ayrılabileceğinizi unutmayın.

  8. Saygı. Grup dersi sırasında bir hoca eşliğinde çalışıldığı zaman en önemli noktalardan biri. Hocanın görevi, katılımcıları güvenli bir şekilde yönlendirmektir; grup dersine gelerek kendi pratiğinizi yapmanız öncelikle hocaya, daha sonra da diğer katılımcılara saygısızlıktır. Derin gevşemenin yarısında kalkarak gürültü içerisinde salonu terk etmek diğer katılımcıların dinlenme hakkını ellerinden almaktır. Özellikle grup derslerinde herkesin uyum içerisinde hareket etmeye dikkat etmesi gerekir; eğitmen bir şey çalıştırırken, tamamen başka bir çalışma yaparak kendinizi riske atmayın. Kendi pratiğinizi yapmak istiyorsanız ya ders öncesinde hoca ile görüşüp durumunuzu bildirin, ya da grup dersine katılmayın. Derin gevşemeye kalmak için vaktiniz yoksa yine hoca ile ders öncesinde görüşerek durumunuzu açıklayın ve diğer katılımcılar derin gevşemeye başlamadan önce sınıftan ayrılın. Grup derslerine katılan herkes eşit ayrıcalıklara sahip ve kimilerinin sizden daha çok bu pratiklere ve özellikle de gevşemeye ihtiyacı olabilir. Düşünceli olun. Yoganın ilk basamağı olan ahimsa (zarar vermeme) kuralını aklınızdan çıkarmayın.

* Iyengar, B.K.S. (1993: s. 22). Light on the Yoga Sūtras of Patañjali

İstanbul’da Vejetaryenlik/Veganlık

Belki de New York’taki Dharma Yoga eğitimimden döndüğümden beri en çok zorlandığım şey orada başladığım beslenme düzenime devam etmek. Dışarıda yemek yemek benim için zor olduğu kadar beraber vakit geçirdiğim kişiler için de zor oluyor; zira et yemediğimde aç kalacağım düşüncesi içerisinde benim için çözüm bulmaya çalışıyor tüm sevdiklerim 🙂 Kısa sürede benden daha pratik bir şekilde ve sırf benim için, ister aile yemeklerinde isterse arkadaşlarımla dışarıda, evlerinde yediğim yemeklerde, hiç bilmediğim, duymadığım, denemediğim ve inanılmaz lezzetli tatlar bulmaya başladılar. Sayelerinde sıcak yemeklerden zeytinyağlılara, atıştırmalıklardan tatlılara Vegan ve Çiğ Vegan tariflere kolaylıkla erişebiliyorum artık. Annem ve babam da benden sonra et tüketimini bıraktıkları için, ailecek sağlıklı beslenme düzenimize etsiz ve bol çeşitli besinlerle devam ediyoruz. Kısa bir süre içerisinde vegan/çiğ vegan/vejetaryen yemek ve tatlı tariflerini sizlerle de paylaşmaya başlayacağım.

Evler kolay, peki ya dışarıda ne yapmak gerekir? 

Dışarıda en kolayı, salatalardan ve zeytinyağlı yemeklerden seçmek olacaktır. Kızartmaları mümkün olduğunca tercih etmemek gerek, çünkü Tamasik gunaya sahip olan gıdalarda besin değeri kalmamış oluyor. Bu konuya da ayrıca değineceğim 🙂

İnternetten araştırarak bulmaya çalıştığım vejetaryen/vegan restoranları bir yerde toplamak isterim. Henüz hiçbirini denemediğim için, sadece denemiş tanıdıklarımdan duyduklarımla ve internet üzerindeki yorumlardan okuduklarımla ufak bir liste hazırladım. Ben de bu liste üzerindeki mekanları vakit ve nakit yettiğince denemeye çalışacağım; bazılarının menüsünde et / tavuk / balık da varmış, dikkatinize. Bakalım Dharma usulü diyetime uygun neler bulabileceğim.

İşte erişebildiğim mekanların listesi:

1. Bi Nevi (Karaköy) 

Kemankeş Karamustafa Paşa Mh., Karanlık Fırın Sokak (Arapoğlan Sk.) No:5, 34425 İstanbul

2. Zencefil (Beyoğlu)

Şht. Muhtar Mh., Kurabiye Sokak No:8, Beyoğlu, İstanbul

3. Parsifal (Beyoğlu) 

Şht. Muhtar Mh., Kurabiye Sokak No:9, İstanbul

4. Just Falafel (Ortaköy)

Muallim Naci Cad. No:16/C, Ortaköy, İstanbul

5. Lokanta Maya (Karaköy) 

Kemankeş Caddesi 35 A Karaköy, İstanbul

6. Rulo Ezberbozan Lezzetler (Kadıköy)

Bahariye Cd., Nailbey Sokak 15-B Caferağa, İstanbul

7. Ecoisthan (Galata) 

Bereketzade mah. Camekan Sok. No: 7 Galata, İstanbul

8. Community Kitchen (Beyoğlu)

Kumbaracı Yokuşu No: 57/ A   Beyoğlu, İstanbul

9. Kikero Falafel (Beyoğlu) 

Şahkulu Mahallesi, Galip Dede Caddesi, No 89, Beyoğlu, İstanbul

10. Antepli Nohut Dürüm (Bakırköy) 

İstanbul Cad. Huban Sok. No:32/A Bakırköy, İstanbul

11. Fıccın (Beyoğlu) 

Asmalı Mescit Mah., Kallavi Sok. No:13 D:1, İstiklal, İstanbul (Tam vejetaryen değil ama seçenekleri bol)

12. Cafe Om (Beyoğlu) 

Katip Çelebi Mah. İpek Sok. No:15 Taksim, İstanbul

13. Figaro’s Restaurant (Yeşilköy) 

Osman Gürer Sokak No: 5 (Yeşilköy Spor Kulübü Yanı) Yeşilköy, İstanbul

14. Govinda (Nişantaşı)

(Paket Servis) Rumeli Caddesi Suzi Bey Apartmanı No:14 Kat:4 D:8 Nişantaşı, İstanbul

15. Upper West Side Falafel (Mecidiyeköy)

(Fast Food) Cevahir AVM

16. Kahve6 (Cihangir)

(Veggie burger!) Kılıçali Paşa Mahallesi, Akarsu Caddesi, Anahtar Sokak, No 13/A, Beyoğlu, İstanbul

17. Kimyon Dürüm (Kadıköy)

(Sebzeli dürüm!) Kadife Sok. 17/C, Caferağa, Istanbul

18. Loving Hut (Beşiktaş) 

Sinanpaşa Mh., Şair Veysi Sokak No:4, İstanbul

19. Zerdeçal (Kadıköy) 

Caferağa Mahallesi Halis Efendi Sokak No: 5/1 (Moda Milli Piyango yanı) Moda, İstanbul

20. Komşu Cafe (Kadıköy)

Uzun Hafız Sk., 83/A, Kadıkoy, İstanbul

21. Mahatma Cafe (Kadıköy) 

Rasimpaşa Mh., Prof. Dr. Macit Erbudak Sk., No: 50/A Kadıköy, İstanbul

22. Girandola Dondurma (Arnavutköy) 

Arnavutköy Mh., 34345 Beşiktaş, İstanbul

23. Vegan Dükkan (Beyoğlu) 

Sıraselviler Cd. Soğancı Sk N:8/C Cihangir, Beyoğlu, İstanbul

 

 

La la la…?

Bu şarkıyı akranlarım arasında dinlemeyen kalmış mıdır, bilmiyorum.

Ben kendisiyle biraz geç tanıştım.

Televizyon pek izlemiyorum. Arabadayken dinlediğim kanallarda ne çalarsa ancak o şekilde yeni şarkıları takip edebiliyorum.

La La La adlı şarkının klibini hiç görmediğim için radyoda her duyduğumda sinirim zıplardı. Sözlerini bile dinlemeden kanalı değiştirirdim. ‘Ne bu yaa’ diyerek.

Anlamsız şarkılara bir yenisi daha eklenmiş düşüncesiyle ve önyargısıyla hunharca eleştiriyordum.

Sonra bir arkadaşımdayken, açık kalan televizyonda şarkının klibine denk geldim…

 

Güney Amerikalı bir çocuk:

 

Sokakta bir şaman:

 

Satılan bir kalp:

 

Salar de Uyuni Gölü’nde yürüyen iki adam, bir çocuk ve bir köpek:

 

Bir madendeki (muhtemel) tanrı figürü:

 

Klip bitti. Bakakaldım.

Şarkının sözlerine ilk defa o gün dikkat etmiştim – içime işledi. Sebebini bilemedim.

Sonraki günlerde radyoda duyduğumda sesi sonuna kadar açtım, şarkıya çılgınca eşlik ettim…

 

Şiir çevirim iyi değildir, ama Türkçe olarak anlamını iletebilmek istiyorum:

Hush, don’t speak

When you spit your venom, keep it shut I hate it

When you hiss and preach

About your new messiah ’cause your theories catch fire

Sus, konuşma

Nefret ediyorum zehrini akıttığında, çeneni kapa

Tıslayarak verdiğin vaazlarla

Yeni mesihini anlatırken, çünkü öğretilerin yanıp kül oluyor

 

I can’t find those silver lining

I don’t mean to judge

But when you read your speech, it’s tiring

Enough is enough

(Sözlerinde) bir hayır göremiyorum

Yargılamak değil amacım

Ama konuşmanı yaptığında, yoruluyorum

Yeter artık

 

I’m covering my ears like a kid

When your words mean nothing, I go la la la

I’m turning up the volume when you speak

‘Cause if my heart can’t stop it,

I find a way to block it, I go

La la, la la la la la na na na na na

Bir çocuk gibi kulaklarımı kapatıyorum

Sözlerin anlamsız geldiğinde, ‘la la la’ diyorum

Konuştuğunda müziğin sesini açıyorum

Çünkü eğer kalbim durduramıyorsa,

Bir şekilde (sözlerini) engelliyorum,

La la, la la la la la na na na na na

 

Yes our love is running out of time

I won’t count the hours, rather be a coward

When our words collide

I’m gonna drown you out before I lose my mind

Evet, sevgimizin süresi doluyor

Saatleri saymayacağım, bir korkak olmayı tercih ederim

Kelimelerimiz çarpıştığında

Aklımı yitirmeden sesini bastıracağım

 

Klibi özlediğim bir gün youtube’u açtım. İzledim, bir daha sevdim.

Sonra yorumlara baktım. Birçok kişi klibin ne kadar anlamsız olduğundan bahsediyordu. Ama bir yorum dikkatimi çekti: ‘eğer hikayesini bilseydiniz, çok severdiniz.

Hikayesi…

Klipte çok belirgin ögeler vardı, mutlaka bir anlam taşıyordu; ama bağdaştıramamıştım.

Gönlünü Orta ve Güney Amerika’nın esas sakinlerinde bırakmış biri olarak, klibin Wikipedia’da okuduğum hikayesini sizlerle paylaşmayı bir borç bilirim:

 

Ian Pons Jewell’a göre, ‘Oz Büyücüsü’ne gönderme yapan bu video klip, 20. yüzyılın başlarından beri kulaktan kulağa yayılan bir Bolivya efsanesini anlatıyor: sağır bir çocuk, kötü muamele gördüğü evinden kaçar; yolda bulduğu sahipsiz köpek de yolculuğunda kendisine eşlik eder.

Bilinmeyen bir süre boyunca sokaklarda yaşayan çocuk, özel bir yeteneği olduğunu keşfeder: insanların içinde bulunduğu sıkıntıları farkederek, bunları deprem ve kasırga kadar şiddetli çığlıklarıyla iyileştirebilmektedir.

Bir gün, köylülerin aşağılayarak taşladığı ve dalga geçtiği yaşlı bir adamla karşılaşır. Çocuk, attığı çığlıkla bu durumu ortadan kaldırarak yaşlı adamı tekrar hayata döndürür (klipte, çocuk adama yeni bir kalp alıyor).

Birlikte yola devam ederken, suistimale uğramış ve toplum tarafından ‘cüzzamlı’ olduğuna inanılarak dışlanmış bir adamla karşılaşırlar. Bu bozuk biçimli adam bir peygamber/haberci olduğunu, ancak El Tio denilen iblise tapınmaktan vazgeçtiği ve bu iblisin hüküm sürdüğü topluluğu terk ettiği için, kendisi tarafından lanetlendiğini söyler. El Tio yeraltı dünyasının tanrısı olarak bilinir; ölümlüler, korunmak veya onun gazabını yatıştırmak için kendisine hediyeler sunmak zorundadır. Haberci, çocukla adama, bu iblisi duyan herkesin onun hükmü altına girdiğini söyler. İblisin çölde bulunabileceğini; orada eskiden bir kasabanın olduğunu, bu kasabada iblise tapınan insanların yaşadığını ancak bu insanların iblis tarafından lanetlenerek kendilerini öldürdüğünü anlatır.

Üçü birlikte bu yere gitmek üzere yola çıkar ve iblisin içinde olduğu madene varırlar. Duyma yetisi olan herkes iblis tarafından lanetlenebileceği için küçük çocuk iblisle tek başına karşılaşmak zorundadır. İnsanları lanetlemesine bir son vermek için, iblisin sesini çığlıklarıyla bastırması gerekmektedir.

Madenler çok uzun yıllar boyunca insanlar tarafından işletilebilir; El Tio da madenlerde yaşadığına inanılan bir yeraltı tanrısı olduğu için, madenciler iblisin lanetinden korunmak amacıyla zaman zaman bir lama kurban ederler.

Video klip bir sonuca bağlanmadan bitse de, videodaki küçük çocuk, El Tio’nun kötü etkisinden kurtulmak isteyen madenciler için verilmiş büyük bir kurban olarak görülebilir.

Bozuk biçimli adamın yüzündeki maske, ritüel bir dansla ilişkilendirilen Kusillo’nun çeşitlerinden biridir. Aynı zamanda şeytana da gönderme yapar; genellikle başa takılan boynuzlar, Manca Pacha’da yaşayan iblisleri temsil eder. Adamın artık iblislerle bir ilişkisi kalmadığından, Kusillo’sunda boynuzlar yoktur. Küçük çocuğun ve pencereden görülen ‘şaman’ın giydiği başlıklar, And dağlarına özgü bir kültürel ögedir. Yatiri ve Ekeko şapkalarına benzemektedirler. Bu öge, küçük çocuğun başkalarının sorunlarını hissederek onları iyileştirebilme yeteneğini simgeler. Bir Yatiri şifacısı olabilmek için, genç Yatiri’nin yaşlı bir Yatiri (ch’amakani) bulmak üzere bir yolculuğa çıkması gerekmektedir – büyük ihtimalle, küçük çocuğun klibin başlangıcında bir Yatiri’yle karşılaşması bu yüzdendir.

🙂

Manipüle Edildiğinizi Nasıl Anlarsınız?

Araştırmalara göre kibar biri olmadığını bildiğiniz bir arkadaşınız sizden bir şey isterken birden nazikleşiyorsa manipüle ediliyor olabilirsiniz.


Psikolojik Manipülasyon

Manipülasyon nedir?

Psikolojik manipülasyon, insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir. Bu etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösterebilirler.

Manipülasyon, çoğu zaman bilerek ve isteyerek, bir amaca hizmet eder şekilde yapılır. Ancak kimi zaman, kişi karşısındakini manipüle ettiğinin farkında olmayabilir.

İsteklerini kabul ettirmek isteyen kişiler, amaçlarına ulaşmak için manipüle ettikleri kişiyi suçluluk, korku gibi farklı duygular içinde ve kimi zaman yük altında bırakarak, seçim şansı bırakmazlar.


Aniden kibarlaşmak

Nazik Manipülasyon

Manipüle edildiğinizi fark edebilmek için, dikkat etmeniz gereken ilk konu; karşınızdakinin sizden bir şey isterken nasıl davrandığıdır. Normalde hiç de nazik olmayan bir arkadaşınız sizden bir şey isterken dünyanın en kibar insanına dönüşüyorsa, manipüle ediliyor olabilirsiniz.


Suçlu Hissettirmek

Hayır Demeye İzin Vermeyen Manipülasyon

Biri sizden bir şey istediğinde ve yapmadığınızda nasıl hissettiğinize odaklanın. Hayır demekten çekiniyor, istemediğinizi belirtirken suçlu hissediyor ya da utanıyorsanız, karşınızdaki kişi sizi manipüle ediyor olabilir. Manipülasyonun amacı başka insanları kontrol etmek olduğundan, “suçluluk psikolojisi” yaratmak, en sık kullanılan yöntemlerdendir.


Aniden sinirlenmek

Şiddetle Manipülasyon

Manipülasyon için sıkça başvurulan yöntemlerden biri de öfkelenmektir. Sizden bir şey isteyen kişinin “hayır” cevabınız karşısında öfkesinin nasıl değiştiğine dikkat edin. Öfke duygusu kimi zaman başkaları üzerinde kontrol kurmak için kullanabilir. Bu durum öfkenin hedefi olan kişinin korkularını açığa çıkarırken; öfkenin sonuçlarından korkan kişi öfkeli kişiye istediğini vermek zorunda hisseder.


Kurban rolü oynamak

Çaresizlik Manipülasyonu

Manipüle edilmemek için dikkat etmeniz gereken bir diğer konu, sürekli kurban rolü oynayan kişilerdir. Her zaman yardıma ihtiyacı varmış gibi umutsuz ve çaresiz görünmek, bazı kişiler için manipülasyon silahıdır. Çevrenizde bu tarz kişiler varsa, istediklerini aldıklarında durumlarının nasıl değiştiğine dikkat edin. Bu kişiler istekleri karşılandığı zaman çok daha iyi olurlar, bir sonraki isteklerine kadar.


“Ben senden daha kötü durumdayım”

Abartma Manipülasyonu

Duygusal manipülasyonu alışkanlık haline getirmiş insanların bazılarında hangi durumda olursa olursun abartma takıntısı vardır. “Başım ağrıyor” derseniz “bende beyin tümörü var” der, “susadım” dersiniz, “iki gündür ağzımdan tek lokma geçmedi” diye ağlar. Konunun, konuşmanın odağına kendisi oturabilmek için ne söyleseniz neredeyse 10 ile çarpar. Bu durumda kendinizi bencil ve düşüncesiz hisseder, onunla ilgilenmek zorunda kalırsınız. Böylelikle o da her zaman spotların altında mutlu yaşar. Bunu alışkanlık haline getirmiş insanlar için tek çözüm umursamamak, basın gidin. 


‘Çok tatlısın’cılık

Flörtöz Manipülasyon

Flört de duygusal manipülasyon taktiklerinden biridir. Göz göre göre sizinle flört eder, eğer müsaade etmez veya ilgisiz davranırsanız sizi aşırı tepki göstermekle itham ederler. Böylelikle siz kötü kadın/erkek olursunuz, onlarsa sadece arkadaşça sohbet etmeye çalışan biri. Kısa bir süre sonra sizi nasıl sinirlendireceklerini ya da neşelendireceklerini anlamış olurlar ve bunu kullanırlar.

Bu manipülasyon da bir iş yaptırmaktan, ‘iyilik’ istemeye, çapkınlıktan dolandırıcılığa birçok amaca hizmet eden bir manipülasyon tarzıdır. Unutmayın, başlangıçta onlar sadece dinler ve izlerler. Böylece size nasıl ulaşacaklarını bilriler. Onlara kullanacakları silahları veren sizsiniz. Sizi kararsız ve dengesiz gösterenler dışarıya yansıttığınız kendi sırlarınız ve kendi korkularınız. Yeni tanıştığınız insanlara bunları göstermezseniz, manipüle edilmenin önüne geçebilirsiniz.


Onlara benzemek

Bir Manipülatöre Dönüşmek

İşte işin en kötü tarafı da bu. Etrafta bilerek ya da bilmeyerek manipülasyonu iletişim biçimi haline getirmiş o kadar fazla insan var ki, bunlar etrafınızı sardıkça sizin de onlardan biri olmanız kaçınılmaz hale geliyor. Evet doğru, etrafınızda nasıl insanlar varsa, siz de onlar gibi bir insan olursunuz. Çünkü her şey hayatta kalmak içinse bu taktiklere karşı koymadan, kendi duygusal manipülasyon taktiklerinizi geliştirmeden hayatta (ya da en azından bu çevrede) kalamayacağınızı düşünmeye başlar, pasif agresif kişilik bozukluğu sergileyen birine dönüşürsünüz. Bu şekilde geliştirilmiş ilişkilerden saflık, doğruluk, adalet, samimiyet, sırdaşlık, yarenlik gibi bizi asıl insan yapan duyguların varolmasını bekleyemesiniz. Sonunda da elinizde sadece ne yapacağınızı bilmediğiniz tuhaf ilişkiler kalır.
Her şeyden beteri de unutmayın ki manipülatörler asla adil oynamazlar.

Çoğu zaman bu manipülasyon çabalarının sonu üzgünlük ve şiddetle biter; sonunda sırtınızda aldığınız duygusal yaralarla dolu bir çanta, en ufak tavsiyeye kulak kesilecek halde hayatın ortasında kalakalırsınız. Bunun da doğal etkisi genellikle özgüven kaybı ve gerçek bir çaresizlik olabilir. Bu yüzden manipülatörlere asla izin vermeyin ve kendinizi kullandırtmayın.


Kaynak: Line